• ETİMESGUT'TA RAMAZAN FUARI

Türk Kuşu Tesisleri

 

Türk Hava Kurumu; Cumhuriyetin ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925'te büyük önder M. Kemal Atatürk'ün emriyle "Türk Tayyare Cemiyeti" adıyla kuruldu.

Türkiye'de havacılığınaskeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak,askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak; bütün bunl için gerekli araç ve gereçleri hazırlamak;personeli yetiştirmek ve "Uçan Bir Türk Gençliği" yaratmak amacıyla kuruldu.

Türk Hava Kurumu'nun il ve ilçelerde konuşlanmış 601 şubesi bulunmaktadır.

Türk Hava Kurumu uzun süren bir Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmış, yorgun ve yoksul bir halkın, Türk halkının inanılmaz büyüklükteki maddi-manevi desteği ile can buldu. Bu destekle ilk 10 yıl içinde 351 uçak satın alarak Türk silahlı kuvvetlerine bağışladı.

Türk Hava Kurumu 23 Nisan 1926'da Türk Havacılığın gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi amacıyla "Tayyare Makinist Mektebi"ni hizmete açtı. İlk iki yılda 172 makinist yetiştirildi.

Türk Hava Kurumu 1929 yılında, havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda en üst düzeyindeki organ olan Uluslararası Havacılık Federasyonu'na (FAI) üye oldu. Türk Hava Kurumu o günden beri ülkemizi, hava sporları konusunda, yurt içinde ve yurt dışında başarı ile temsil etmektedir.

1935'de alınan kongre kararı ile cemiyetin ismi "Türk Hava Kurumu" olarak değiştirildi. "İstikbal Göklerdedir" sözü o yıllarda coşkusu içinde söylenen sadece güzel bir söz değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konulan bir hedef oldu.

Etimesgut'ta TÜRKKUŞU kuruldu. Atatürk'ün yıllar boyu her gittiği yerde konuşmalar yaparak gençliğe vermek istediği havacılık aşkı, havacılık coşkusu, kısa sürede sonuca ulaştı ve gençler akın, akın Türkkuşu'na koşmaya başladı.

T.H.K. vatan göklerine aralarında Atatürk'ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha GÖKÇEN'in de bulunduğu birçok değerli havacı yetiştirdi.

Peş peşe açılan paraşüt , planör, motorlu uçuş ve model uçak okulları, 1936' da hizmete giren İnönü Planör Kampı, 1937' de açılan Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt Kuleleri, binlerce gencimizi bir araya getirdi.

Havacılık öyle hızla gelişti ki Türkkuşu öğretmenlerinden Pilot Ali YILDIZ, 12 Haziran 1938 günü 14 saat 20 dakika süren bir planör uçuşu ile dünya rekoru kırdı. Ziya AYDOĞAN isimli pilotumuzda T.H.K.'nun İnönü Eğitim Merkezi'nden Kayseri'ye kadar, 466 km.lik bir mesafeyi planörle uçtu.

1939-1941 yılları arasında, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Genel Kurmay Başkanlığı'nın da isteği ile Etimesgut Uçak Fabrikası kuruldu. 1944 yılında üretime başlayan ve çok geniş kapsamalı bir girişim olan Etimesgut Uçak Fabrikası'nda magister uçakların yanı sıra, T.H.K. -1, 3, 4, 7, 9, 13 planörleriyle, T.H.K. -2, 5 ve 10, 11, 12, 15 tipinde eğitim ve nakliye uçakları üretildi. T.H.K. -5 den bir tanesi Danimarka' ya, 3 adet T.H.K. -15 eğitim uçağı da 1955 yılında Ürdün'e verilmiştir.

Türkiye çapında havacılık kulüplerinin kurulması, gençlere havacılık eğitimlerinin verilmesi, üniversitelerde sportif havacılığın yaygınlaştırılması için büyük çabalar sarf etmiş ve isteyen herkese destek vermiştir.

 

Ankara Türkkuşu Tesisinin Açılışı

"Türkkuşu" kurumunun açılış töreni, 3 Mayıs 1935 Cuma günü, Ankara Uçak alanında saat l5.00'te yapıldı. Daha saat 13.00'e doğru uçak alanına büyük bir kalabalık akını başlamış ve saat 15.00'te alan, bir yandan yüzlerce otomobil ve kaptıkaçtılar, öte yandan da demir yolu ile gelen binlerce seyirci ile çevrilmişi. Ankara'da bu kadar büyük bir kalabalığı bir arada ancak Cumhuriyet bayramlarında görebilirdik. Baharın en güzel gününde başka bir sıcaklık veren bu manzara, yapılan törenin heyecanını artırdı.

Bu alanı dolduranlar Büyük Atatürk'ün ulusa gökleri gösteren büyük işaretini dinlemek ve görmek mutluluğu ile coştular.
Atatürk, törenin başlangıç saatinden birkaç dakika önce geldi. Bulunduğu çadırda Başbakan İsmet İnönü ile diğer Bakanlar vardı. Atatürk, Sovyet Büyükelçisi Karahan'a iltifatta bulundu, yer gösterdi. Diğer bir çadırda Ankara'daki bütün milletvekilleri ve birçok aileler vardı.

Törenin başlama saati gelince, ayakta dinlenen İstiklal Marşı ile tören başladı. Başbakan İsmet İnönü, alanda hazırlanmış olan kürsüye geldi. Her zamanki gibi tatlı ve sevimli, fakat etkili ifadelerle nutkunu söyledi, söylevini verdi.

Atatürk, bu alkışlanan söylevin sonunda Başbakanı tebrik etti ve kürsüye doğru ilerlemeye başladı. Daha ilk adımı, şiddetli alkışlarla karşılandı. Atatürk söyleyecekti ve bu nutukla günün büyüklüğü sonsuzlaşacaktı. Kürsüye çıkana kadar alkışlar ve haykırışlar, biraz sonra Türk gençlerinin yükselecekleri göklere kadar çıktı. Fakat Atatürk, nutkunun ilk kelimesine başlarken alan, sessizlik içinde bir harfini bile kaçırmamak için bütün varlığını ona verdi. Tören, Atatürk'ün birdenbire gönlünden kopan coşkun sözleri ve gençliğe verdiği yeni direktiflerle büyük bir şeref kazandı. Nutuk, her durağında millet kalabalığının coşkun bakışları arasında sona erdi. Alanı çeviren binler, bu her zaman ilerinin, doğrunun ve iyinin yolunu gösteren sesi, uzun alkışlarla karşıladılar. Türk Hava Kurumu'nun değerli ve çalışkan başkanı Fuat Bulca, Atatürk'e ve Başbakan'a teşekkür eden bir nutuk söyledi.

Atatürk'ün "Türkkuşu"nu Açış Söylevi;

"Bayanlar, Baylar,

Bizim dünyamız topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur. Hayatın da temel unsurları bunlar değil midir?
Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil sadece bozukluğu, hayatı imkansız kılar.

Hayatı, hele ulusal hayatı seven, onu korumak isteyen; yurdunun topraklarına, denizlerine olduğu gibi, havasına da ilgisini her gün biraz daha çoğaltmalıdır.

Bu ilgi, saydığım hayat organlarına egemenlikle olur.

Tabiat insanları türetti, onları kendine taptırdı da. Ancak, insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların tabiata egemenliğini de şart kıldı. Tabiata egemen olmasını bilemeyen yaratıklar varlıklarını koruyamamalardır.

Tabiat, onları kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten, asla çekinmemiştir.

Türk, bu büyük gerçeği ezelden tanımak yeteneğini göstererek, kapsamlı bir kararlılıkla, toprağı ve onun türlü ürünlerini insanlığa verimli kılmış; büyük denizlerde göğüslemedik dalgalar bırakmayarak, insanlığa refah veren kültür yolları açmıştır.

Ancak, yaşadığımız bu çağda artık insanlar yalnız karada ve denizde kalmadılar. Tabiatın hava varlığının da içine daldılar.

Hayat için, havayı yalnız solumanın yeter olmadığı anlaşıldı. Gerek ve gerçek olan, hava egemenliği olduğu açık olarak ortaya çıktı.

Bütün ulusların büyük kararlılıkla üzerinde çalıştıkları bu cephede, Türk ulusu da kuşkusuz yerini almalıydı.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti kara ordumuzun yanında donanmamızı kurarken, hava filolarımızı da en son hava araçları ile düzenlemekten geri kalmadı.

Kendileriyle onur duyduğumuz hava subaylarımız ve komutanlarımız da yetişmiş bulunuyorlar.

Pilotlarımız, her zaman ve her durumda, ulusun yüzünü ağartacak yüksek değerdedirler.

Lakin arkadaşlar; bu kadarını yeter görmek doğru olamazdı. Hava işine, onun bütün dünyada aldığı önem derecesine göre genişlik vermek lazımdı.

Bunu göz önünde tutan Cumhuriyet Hükümeti; havacılığı, bütün ulusun işi yapmak kararında idi.

Türk; yurdun dağlarında, ormanlarında, ovalarında, denizlerinde, her bucağında, nasıl bir bilgi ve kendine güvenle yürüyor, dolaşıyorsa, yurdun havasında da aynı surette dolaşabilmelidir.

Bu ise, Türk'ü, çocukluğundan, vatan kuşları ile, vatan havası içinde yarışa alıştırmakla başlar.

İşte bugün burada bizi toplayan sebep, o kutsal işe başlama ayinidir.

Havacılık çalışmalarına ciddî sarılmalarından dolayı, Hükümete, Genelkurmay Başkanı Sayın Mareşal'a (Fevzi ÇAKMAK) ve Türkiye Hava Kurumu Başkanı değerli arkadaşım Fuad'a burada özel minnetlerimi sunarım...

Türk çocuğu, Her işte olduğu gibi, havacılıkta da, en yüksek düzeyde, gökte seni bekleyen yerini, az zamanda, dolduracaksın.

Bundan, gerçek dostlarımız sevinecek, Türk ulusu mutlu olacaktır."

Türkkuşu, gerçekten tarihî bir gün, millî ve yüksek bir hava içinde açılmış oluyordu. Denemesi yapılacak olan planörler alanda duruyordu. Bu planörler, bir motorlu avcı uçağı tarafından telle çekilecek, göğe yükseldikten sonra kendi başına bırakılacaktı. İlk gösteride, iki kişilik bir avcı uçağının peşine takılan iki kişilik bir motorsuz planörde, Sovyet Rusya'dan gelen öğretmen Anohin ve Türkkuşu'na yeni yazılan lise öğrencilerinden Ferid Ziya uçtular. Uçak, bin metreye çıktıktan sonra, planörü uçağa bağlayan bağ koparıldı ve planör, Rus öğretmenin yönetimi altında ağır ağır ve havada taklalar atarak, çok güzel bir şekilde alana indi.

Bundan sonra diğer bir planörle sıçrama denemeleri yapıldı. Bu denemeler, genç havacıları uçuşlara alıştırmak için yapılmaktadır. Bir kişilik bir planör, ikinci uzman Romanof yönetiminde olarak çekici lastikle planörün nasıl havalandığını gösterdi. Romanof, planörle yükselerek, çeşitli beceriler gösterdi.

Bundan sonra uçaktan alana renkli kağıtlar atıldı. Birer kişilik üç avcı uçağımızdan oluşan bir filo, genç subaylarımızdan Nuri, irfan ve Muhittin'in yönetiminde havalandı. Uçaklar kademe ile geçiş, saf, alt alta, birbirinin altından geçişleri birlikte büyük bir başarı ile yaptıktan sonra tek tek retumman, bir çok luping çeşitlerini gösterdiler. Bu uçuşlar, filomuzun havacılıktaki yüksek yeteneğini göstermektedir.

Bundan sonra iki Sovyet uzmanı, uçaktan birlikte paraşütle atlayarak seyircilerin alkışları arasında yere indiler. Ardından Yeşilköy Makinist Okulu mezunlarından Necip, tek başına atlayarak paraşütünü havada açtı ve kolaylıkla yere indi.

Bütün bu hareketler sırasında bir hoparlörle Başkan Fuat Bulca tarafından halka planörler ve paraşütler üzerine bilgiler verildi. Seyirciler Türk Hava Kurumu tarafından hazırlanan zengin büfede ağırlandılar.

 

 Bu hava şenliği, vatanımızda havacılık ilgisini uyandırmak ve gençliğe uçmak sevgisini vermek bakımından çok faydalı olmuştur.

Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen anlatıyor:

"Atatürk, havacılık konusunda da Türk kızlarına güveniyordu. Sivil hava ordusunda genç kızlarımızın görev aldığını görmek için adeta sabırsızlanıyordu. Uçan gençliğin özlemi her geçen gün yüreğini dağlıyordu sanki... Bunu gerçekleştirmek için bir okula ihtiyaç olduğunu hissetmiş, ilgililerle bu konuda geceli gündüzlü bir çalışmaya girmişti. Arada bir bu çalışmalara şahit olduğumda beni yanma çağırır ve:

" - Gökçen, bak yakında genç kızlarımız, delikanlılarımız göklerde dolaşmağa başlayacaklar. Sen bu işe ne dersin" diye sorardı. Ardından cevabım beklemeden eklerdi:

" - Kanatlı bir gençlik, memleketin geleceği bakımından en büyük güvencedir. Bir gün Batılı ayaklar, Ay'da ayaklarının izlerini bırakacaklarsa, bunların arasında bir de Türk'ün bulunması için şimdiden çalışmalara girişmek, aşamalar kaydetmek gerekir."

Bu yoğun ve inançlı çalışmalar sonunda havacılıkla ilgili okulun kurulmasını ve faaliyete geçmesini gerçekleştiriverdi. Başka ülkelerde olsa bunun için daha en az yirmi yıl uğraşmak gerekirdi. Atatürk'ün azmi, çelik iradesi, yılmaz inancı, işte "olmaz"ı kısa zamanda "olur" yapıvermişti. Adını bizzat kendisinin koyduğu "Türkkuşu" artık sivil havacı gençliğin emrinde olacaktı. Burada gençlerimiz, uçuşu, planör kullanmayı' öğrenecekler, havacılıkla ilgili her şeyi bilimsel bir şekilde en iyi muallimlerden deneyler yaparak öğreneceklerdi."

3 Mayıs 1935 günü sabahı Atatürk, çok erken kalkmış, banyosunu yapmış, çok sevdiği külot pantolonlu spor elbisesini giymiş, kasketini de alarak karşıma gelmişti. Her tarafından mutluluk akıyordu. Son derece şıktı bu kıyafetiyle.

"- Haydi bakalım Gökçen, gidiyoruz. Bu gün bizim için bir bayram günüdür. Hem de ileride çok öğüneceğimiz bir kuruluşun açılışını yapacağımız bir bayram. Türk Hava Kurumu'na bağlı olarak Türkkuşu'nu açıyoruz. Orada binlerce, yüz binlerce havacı genç yetiştireceğiz. Zehra'yı al, birlikte gelin..."

Türkkuşu'nda ilk açılan okul, planör okulu idi. Rusya'dan iki muallim getirtilmişti. Alanda büyük bir kalabalık vardı. Gençler heyecanlı, orta yaşlılar gururluydu.

Atatürk, açış konuşmasını yapmak üzere kürsüye geldiği zaman.ortalık alkıştan inliyordu. Kısa, fakat çok güzel bir konuşma yaparak, havacılığın, özellikle sivil havacılığın dünyadaki önemi üzerin de durdu, Türk gençliğini, bu en güzel spora yöneltmek için, sanki kendisi yıllarca havacılık yapmış gibi büyük bir coşku ile konuştu. O konuştukça ben kanatlandığımı hissediyordum adeta.

Konuşmadan sonra Rus öğretmenler, planörle uçuş gösterileri ile paraşüt atlayışları yaptılar. Bunları yakından seyretmek gerçekten insanı büyülüyor, heyecanlandırıyordu. İyiden iyiye ilgilenmeye başlamıştım havacılıkla.
Atatürk, bir ara kulağıma eğilerek:

" - Gökçen, görüyorum çok heyecanlandın sen bu gösterilerden. Hareketler seni çok ilgilendirdi. Nasıl, sen de böyle havalarda süzülebilir, paraşütle atlayabilir misin bakalım.
Basımı salladım:

" - Haklısınız Paşam. Gerçekten çok heyecanlandım ve çok beğendim bu gösterileri. Onların yerinde olmayı isterdim."
Atatürk, tatlı bir sesle gülümsedi:

" - Cesaretini beğendim. Gökçen soyadına havacılık da çok yakışır doğrusu..."

Sonra yanında duran Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca'ya dönerek:

" - Fuat Bey... Bizim Gökçen de paraşütle atlamak istiyor. Demir tavında dövülür. Mademki istiyor, o halde başlasın hemen bu işe..."

Fuat Bulca: "-Emredersiniz Paşam!" dedi.

Sonra uzmanları çağırttı. Onlara Atatürk'ün ve benim isteğimi nakletti.

Ancak uzmanlar, "Bunun hemen olamayacağını, atlamanın bazı teknik bilgileri olduğunu, önce bunları öğrenmem gerektiğini" ifade ederek "ertesi günden itibaren çalışmalara başlayabileceğimi" söylediler.

Artık benim için "İstikbal Göklerde" idi (Palazoğlu, 1999).

Ankara Türkkuşu Okulu'nda

Atatürk, bugün akşam Türkkuşu'nun uçuş alanını şereflendirerek üyelerin çalışmalarını gözden geçirdi. Ve derslere çok yakın ilgi gösterdi. Önderin bu ilgisi, Türkkuşu gençleri arasında çok coşkun bir heyecan uyandırdı. (Cumhuriyet, sayı:3949, 15 Mayıs 1935, s.3; Kurun, Sayı : 6230-170,s.2)

Türkiye Kızılay Derneği 11 Haziran 1868 tarihinde "Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti" adıyla kurulmuş olup, 14 Nisan 1877'de adı "Osmanlı Hilâli Ahmer Cemiyeti", 1923'te "Türkiye Hilali Ahmer Cemiyeti" adını aldı. 13 Eylül 1925 tarihinde İstanbul'dan Ankara'ya taşındı. Kuruma büyük önder Atatürk tarafından 1935 tarihinde "Türkiye Kızılay Cemiyeti" adı verildi. 1947'den itibaren "Türkiye Kızılay Derneği" adını alan kurum bu tarihten sonra yurt genelinde birçok sağlık merkezleri ve şubelerin açılması ile faaliyet alanını daha da genişletmiştir. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de taraf olduğu uluslararası antlaşmaların kendisine yüklediği hizmetleri de yerine getiren Türkiye Kızılay Derneği böylece uluslararası bir boyut kazanmıştır.

Etimesgut Merkez Depo ve Atölyeler Müdürlüğünde 1934 yılında inşaatına başlanılan depolardan 10 adet ambar 1937 yılında tamamlanmış olup Eskişehir'de bulunan depolar buraya taşınmıştır. Bu tarihten sonrada Kızılay Merkez Depoları olarak faaliyetine devam etmiştir. 1986 yılında  araç   sundurmaları, 1987 yılında cami, 1988 yılında da
araç bakım atölyesi hizmete sokulmuştur. 1991-1992 yıllarında da yeni yapılan ambar binaları hizmete girmiştir.

Çadır atölyesi 28 Ekim 2001 tarihinden itibaren çadır üretim merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Ayrıca Genel Müdürlük Afet Operasyon Merkezi'de depo sahası içerisinde, 28 Ağustos 2001 tarihinden itibaren hizmete girmiş olup, halen 103 000 m2 alan üzerinde 40 adet muhtelif büyüklükte depo, 1 bakım ve onarım atölyesi, 1 çadır üretim merkezi ve diğer birimlerden oluşan Merkez Depo ve Atölyeler Müdürlüğü'nde halen depoların iyileştirilmesi ve otomasyona geçiş sürecine devam edilmektedir. Kızılay Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Afet Müdahale, Arama Kurtarma, Bilgi Merkezi ve Planlama Müdürlükleri ile Afet Operasyon Merkezi (AFOM) 2002 tarihinden itibaren depo sahası içerisinde faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır.

 

 

VİDEO GALERİLER



















    FOTO GALERİLER


    Etimesgut Bülten

    Abone olun, belediye çalışmaları e-postanıza gelsin.

    30 Ağustos Mahallesi Şehit Hasan Öztürk Caddesi No:5
    Tel & Faks : 0 (312) 244 10 00 - 0 (312) 244 46 46
    Etimesgut Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Copyright 2013 Tüm Hakları Saklıdır.